Uzun zamandır yazmıyordum buralara.
Yazacak şey bulamamaktan değil, elimin varmamasından.
Belki de tembellik…
Ama,
Yaklaşık 2 aydır kafamı fazlasıyla -çok fazlasıyla- meşgul eden bir konu var.
Konu kömür.
İçeriği hayat… Kömür karanlığına gömülen hayatlar.
İçeriği siyaset… Kömür karalığında kör olmuş gözler.
Çocukluğumun ana haber bültenlerinin en trajedi dolu anonslarıdır: İstanbul, Lodos ve Ölüm.
Küçüklüğümden beri duyarım bu kelimeleri haberlerde.
Çok şeyler değişti Türkiye’de, dünyada, ben büyüdükçe.
Ama bu haberler değişmedi pek.
Yıl 2012…
Merak ediyorum, aslında etmiyorum, biliyorum; bu tip haberler çıkıyor mudur gelişmiş ülkelerin, sözgelimi yanı başımızdaki Avrupa’nın haber bültenlerinde?
İngiltere’de kaç kişi kullandığı kömür sobası yüzünden hayata veda ediyordur?
Kaç aile, öyle acıklı ölüyordur?
Düşünüyorum…
Yıl 2012…
Ülkemde, çok kişinin, gerçekten çok kişinin, çok’u nasıl anlatmalıyım bilemiyorum, doğalgazla ısınacak maddi gücü yok.
Doğalgazla ısınabilecek evi olmayanları söylemiyorum bile…
Bu yüzden ölüyor insanlar.
Kömüre mahkûmiyet öldürüyor.
Yıl 2012…
Hükûmet 10 yıldır başta.
Aslında beğenirim yapılan pek çok işi, icraatı.
Ama 10 yıl, değerli başbakan…
Ve halâ senin ülkende insanlar kömür sobasından zehirlenerek ölüyor.
İnsanın en temel, en insani ihtiyaçlarından biri olan barınmak; ısınmak… Bu en temel ihtiyaçta günümüz standartlarına ulaşamadığı için, bir insan, bir aile ölüyor.
Öyle derinden üzülüyorum ki…
Yıl 2012.
Ölen her insanın vebalinden bir parçanın, hükûmetin boynuna asıldığını görüyorum.
Umarım birileri okur bunu.